(,") asum (",) - Blogcu - Sayfa 3



(,") asum (",) Ana Sayfa | Profilim | Arşiv | Arkadaşlarım

cin ali yine durmuyorCuma, Nisan 28, 2006

1 Yorum | Yorum yaz | Bağlantı

aldanmaCuma, Nisan 28, 2006
ALDANMA CAHİLİN KURU LAFINA
Aldanma cahilin kuru lafına
Kültürsüz insanın külü yalandır
Hükmetse dünyanın her tarafına
Arzusu hedefi yolu yalandır
 
Kar suyundan süzen çeşme göl olmaz
Gül dikende biter diken gül olmaz
Diz diz eden her sineğin bal'olmaz
Peteksiz arının balı yalandır
 
İnsan bir deryadır ilimle mahir
İlimsiz insanın şöhreti zahir
Cahilden iyilik beklenmez ahir
İşleği ameli hâli yalandır
 
Cahil okur amma alim olamaz
Kâmillik ilmini herkes bilemez
Veysel bu sözlerin halka yaramaz
Sonra sana derler deli yalandır
Aşık Veysel ŞATIROĞLU
yok Yorum | Yorum yaz | Bağlantı

Denizli 112Salı, Nisan 25, 2006

Denizli 112 web sitesinde yayınlanan gerçek yaşanmış olaylar

7 yaşında 23 aylık gebe

    Komplikasyonlu doğum vakasına giden ekip hastayı alır, hastaneye çıkış anonsu geçerken dili sürçer. "Merkez, 7 yaşında 23 aylık gebe aldık, hastaneye çıkış yaptık."

Küçük çaplı mafya! Hesaplaşması

   Küçük çaplı mafya! Hesaplaşması. İki grup arasında silahlı çatışma çıkmış, olay yerinde yaralılar olduğu ihbarı. İki ekip çıkarılır. İlk ekip olay yerinden ağır yaralı bir kişiyi alır, bir ölü olduğunu söyler. İkinci ekip olay yerine geldiğini anons geçer. Bir süre sonra (10 dk. ) tekrar olay yerinde anonsu geçer ve bir yaralı aldığını söyler.Yaralılar hastaneye bırakıldıktan sonra 2. ekip doktoru KKM’ni arayıp olayı anlatır:

Ekip olay yerine gittiğinde görgü tanıkları yaralı birinin kaçtığını söyler. Ekip araya araya yaralıyı bahçelerin arasında, bir duvarın dibinde saklanırken bulur.

Yaralı :

- Nerden buldunuz beni ya. Gidin başımdan , ben saklanıyorum.

Ekip doktoru: olmaz! Kalk hastaneye gidiyoruz…

Yaralı :

- Abi , benim bir şeyim yok, şimdi yerimi belli edeceksiniz ,bela mısınız gidin başımdan.

Ekip doktoru: Seni almadan şuradan şuraya gitmem , araya araya zor bulduk zaten.

Yaralı :

- Abi ne olur dikilip durmayın. Nerden buldunuz beni, ne güzel saklanıyordum.

Ekip doktoru: Ben anlamam kardeşim, kalk gidiyoruz... Ekibi ikna edemeyeceğini anlayan yaralı ambulansa binmek zorunda kalır…

 

Vermidon'dan değil de ambulans peşinde koşmaktan ölecek.

   20 yaşlarında erkek KKM ‘ni arayarak intihar amaçlı 7-8 adet vermidon içtiğini, ancak şimdi pişman olduğunu, ölmek istemediğini ifade eder. KKM alınan dozun öldürücü olmadığını tedbir amaçlı kendisine ambulans gönderileceğini söyler.Şahıs yalnız olduğu ve genel durumu iyi olduğu için yola çıkması istenir. Şahıs birinci kavşakta bekleyeceğini söyler. Ambulans olay yerine hareket eder. Bu arada şahıs sabırsızlanıp 2. kavşağa doğru yürür. 1. kavşakta bekleneceği ihbarını alan ekip 2. kavşaktan şahsın yanından hızla geçer gider.Şahıs ambulansın peşinden koşar, bu arada KKM ‘ ni arayıp ambulansı geçtiğini bildirir. KKM ekibi bu defa 2. kavşağa yönlendirir.Ekip 2. kavşağa hareket eder. Ancak bu arada şahıs da durmayıp, 1. kavşağa doğru koşmaktadır.Ambulans yine hızla yanından geçer gider. Şahıs yine peşinden koşar, yine KKM’ ni arar, ekip yine 1. kavşağa yönlendirilir, şahıs yine ters istikamete koşar.En sonunda ekip şu anonsu geçer:

-Merkez , iki kavşak arasında peşimizden koşup duran biri var, hasta bu koşan kişi midir?

-Doğrudur ekip! Telefonla da ‘’ vatandaş vermidondan değil de ambulans peşinde koşmaktan ölecek. Yakalayın da hastaneye götürün!!!’’

Çok tanınmış bir ailenin çocuğu

   Gece saat üç civarında KKM ‘ne gelen ihbarda üniversite öğrencisi bayan , erkek arkadaşıyla tartıştıklarını, arkadaşının az önce kendisini arayıp intihar amaçlı çok sayıda ilaç içtiğini söylediğini ve sesinin kötü geldiğini ifade ederek yardım ister. Erkek arkadaşının telefon ve adresi alınır.Ekip çıkarılır, 155’e haber verilir. Şahsın telefonu aranır. Olayın kahramanı gecenin bir yarısı 112 tarafından aranınca panikler .İlaç almadığını, kız arkadaşını korkutmak, barışmak için yalan söylediğini ifade eder. Ambulansın yolda olduğunu öğrendiğinde panikle kendinin çok tanınmış bir ailenin çocuğu olduğunu, gece yarısı hem 112 hem 155 kapısına gelirse rezil olacağını, babasının çok kızacağını ifade edip ambulansın iptali için adeta yalvarır. Ancak KKM hem yalan söyleme ihtimaline karşı hem de ders olsun diye ambulansa görev iptali yaptırmaz, şahıs midesi yıkanmak üzere ve ifadesi alınmak üzere Denizli Devlet Hastanesine götürülür…

1 Yorum | Yorum yaz | Bağlantı

atmamasıCuma, Nisan 21, 2006

Adam doktora gitmiş;
"Doktor Bey, kalbim çok hızlı atıyor."
Doktor;
"Atmaması lazım" demiş.
Bunun üzerine adam koşa koşa eczaneye gidip
"Sizde Atmaması var mi?" diye sormuş.
Eczacı:
"Atmaması bizde olmaz, karşıdaki veterinere soracaksınız."
Bunun üzerine adam veterinerden 5 kutu atmaması alıp beş ay kullanmış.
Sonuç süper. Beş ay sonra şikayeti yeniden başlamış. Veterinere gidip atmaması istemiş. Veteriner;
"Maalesef bizde de kalmadı" demiş.
Bunun üzerine adam panik halinde doktora giderek;
"Doktor Bey, at maması bitmiş" diye yakınmış.
Doktor cevap vermiş:
"Bitmemesi lazım"..

1 Yorum | Yorum yaz | Bağlantı

tek başınalıkSalı, Nisan 18, 2006


Ben tek başına ne yapabilirim

Diye düşündü biri

Ve hiçbirşey yapmamaya karar verdi

 

Ben tek başına ne yapabilirim

Diye düşündü bir öteki

Ve yalnızlığının kuytuluğuna çekildi

 

Ben tek başına ne yapabilirim

Diye düşündü bir üçüncü

Ve tek başına düşünmeyi sürdürdü

 

Ben tek başına ne yapabilirim

Diye düşündü yüzbinler

Ve tek başınalıklarını sürdürdüler

 

Ben tek başına ne yapabilirim

Diye düşündü milyonlar

Milyonlarcaydılar

 

Ve tek başınaydılar

Bu arada birileri

Onlar adına

Karar vermekteydi

 

Tek başına olduklarını sananlar

Topluca ortadan kaldırıldılar....

 

A.Behramoğlu

2 Yorum | Yorum yaz | Bağlantı

bir annenin itirafıSalı, Nisan 18, 2006

Çocuğumu yeniden yetiştirmem mümkün olsaydı;

© Ona işaret parmağımı kaldırıp yasaklar koymak yerine, parmaklarıyla resim yapmayı öğretirdim…

© Hatalarını daha az düzeltir, onunla daha çok yakınlık kurmaya çalışırdım…

© Onu sadece gözlerimle izler, saat kısıtlamaları koymazdım…

© Daha ilgili olmaya, daha çok şefkat göstermeye çalışırdım…

© Onunla daha çok yürümeye çıkar, uçurtmalar uçururdum…

© Ona karşı ciddi bir tavır içinde olmak yerine, onunla oyun oynardım…

© Onunla kırlarda koşar, yıldızları  seyrederdim…

© Onunla daha az çekişir, daha çok sarılırdım…

© Ona her zaman katı davranmaz, onu daha çok onaylar ve yüreklendirirdim…

© Güç konusunda daha az ders verir, sevgi konusunda daha çok şey öğretirdim

1 Yorum | Yorum yaz | Bağlantı

KUTLU DOĞUM HAFTANIZ MÜBAREK OLSUN...Pazartesi, Nisan 10, 2006

SEN YOKTUN...

 

Sen yoktun... Hz âdem’deydi nurun
Önce cenneti,Sonra yeryüzünü şereflendirdin.
Âdem nuruna affedildiArafat bu affa şâhitti

Sen yoktun...Nuh’un gemisindeydi nurun...
Dalgalar yeryüzünü boğarken, Taprağın bağrındaki su gökyüzüyle buluşurken
Ve bu bir ilahi azap derken, Allah nurunu taşıdı binbir sebeple, Tûfan, nurunu selamladı edeple...

Sen yoktun...Hz.ismail’in alnındaydı nurun
İbrahimî bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden “rabbimiz” dedi,
“onlara kendi içlerinden, senin ayetlerini okuyacak, kitap ve hikmeti öğretecek onlara,
Onları temizleyecek bir elçi gönder,

Amin dedi on sekiz bin âlem, nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak
Amin dedi ismail. Hira nur dağı amin diyerek ayağa kalktı,
Medine’den adı uhud olan bir amin yankılandı sevr dağında.


Sen yoktun... Hz.isa “ahmed” diye muştuladı seni
Alemlerin efendisi diye sana seslendi.
Artık ben sizinle çok söyleşmem, dedi havarilerine..Çünkü bu âlemin reisi geliyor...
Bekleyin ahmed geliyor. Kainata rahmet geliyor.Havarilerin yüzünü okşayan,
Ölüleri dirilten bir nefes oldun Ama sen yoktun...


Sen yoktun. Hz. abdullah’ın alnındaydı nurun
Başı eğik gezerdi mazlum, Kuteyle göklerden seni sorardı,
Varaka seni arardı semada, anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler.
Ağlayarak süslediler ölüme... Ağlayarak hadi dayına gidiyorsun dediler.
Sen yokken, Canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek.
Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi. Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi...
En son çocuk atılırken çukura, Annesinin suretinde bir melek tuttu onu
Ve tebessüm ederek hira nur dağını gösterdi. Melekler süslüyordu hirâyı.
Efendisine hazırlanıyordu cebel-i nur, Efendisine hazırlanıyordu mekke.
Âlem efendisine hazırlanıyordu, Kainatın gözü hz. aminedeydi.
Toprak yalvarıyordu rabbine, Allahım gönder artık diyordu.
Gel diye ağlıyordu mazlumlar, gözleri semada ,

Ve bir gelişin vardı ya rasulallah, bir inişin vardı yer yüzüne...
Önünde cebrail! Ardında yalın kılıç melekler!

Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de, öksüzler annelerine sarıldı doya doya.

Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini. Herşey sus pus olmuştu.
Hadi diyordu yıldızlar, hadi diyordu ay! Kainat bir isim duymak istiyordu.
Ve bir ses yükseldi âmine’nin evinden; Muhammed!
Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini. Muhammed!
Melekler öptü o nurdan ellerini. Muhammed!
Seni yaratan allah’a kurbânız ey dürri yekta! Sana o adı veren rahmana kurbanız

Artık sen vardın ,susuz topraklara rahmet indi seninle
Annenden sonra anne halime sevindi seninle,

Yağmura mı ihtiyaç var? Kaldır şehadet parmağını, Yağmurları salsın allah.
Sonra tut ağacın yaprağını, Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün allah.
Yeterki sen iste, Sen iste ya rasulallah,
Deki ben kimim? Dağlar, taşlar dile gelsin, Dilsiz çocuklar ellerinden tutup,
Ente rasulullah desin.


Sen vardın...Bedir kârdı, Uhut dardı, Hendek yârdı.
Yiğitlerin vardı. Ölmek için yarışan yiğitler...
Hele bir Enesin vardı senin. Enes bin malik...
Uhut’ta öldüğünü duyunca arkadaşlarına, Niye burada oturuyorsunuz diye sormuştu.
Onlar da “allah’ın rasulü öldürülmüş deyince Enes kükremiş:
“ peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız? Kalkın ve o’nun gibi ölün! demişti.
Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü. Hem de ne şehit ey nebi!
Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi.Kızkardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu...
Musab bin umeyr’in vardı senin. Uhut’ta sancağını taşıyan.Öyle bir aşkla sana bağlıydı ki
Allah o gün melekleri musab’ın suretinde indirdi.
Ebu hureyren vardı... Acıkınca mescidin önünde durur sana bakardı.
Sen anlardın, Ya ebâhir gel! derdin.


Ve sen gittin... Bir gidişle gittin, Ardında hüznün kaldı, Hasretin kaldı göklerde.
Bilal ezan okuyamaz oldu, Ne zaman teşebbüs etse, Muhammed rasulullah demeye
Dizleri üstüne çöker, kendinden geçerdi.
Sonra günler ay, Aylar yıl oldu, Ve asırlar oldu, Sensizliğe açtık gözlerimizi.
Ama sen bırakmazsın bizi. Sen varsın ey şehitlerin sultanı... Sen varsın!
Bir şehit bile ölmezken, sana nasıl yok deriz.
Ebutalip şama giderken devesinin önüne geçip, beni burda kime bırakıp gidiyorsun demiştin.
Ne anam var ne babam...

Ebutalip bırakmamıştı bu yüzden .
Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini kime bırakıp gidiyorsun ya rasûlallah!
Bırakma bizi ki; Allah; Sen onların içindeyken onlara azab edecek değiliz buyuruyor.
Bırakma bizi! Hayatı seninle öğretti rahman, kulluğu seninle tanıdık.
Duayı senden öğrendik sevgili!
Hz ömer umre için senden izin isteyince, “kardeşcik” dedin ona,
Kardeşcik, duanda bana da yer ayırır mısın?

Bizler ömer değiliz ama, bütün dualarımız senin için

Ey rabbimiz! Rasulünü anışımızdan haberdar et! O’na binler salat, binler selam!
Habibine makam-ı mahmut’u ver,  O’na vesileyi lutfet, O’nu refik-i âlâya yükselt
Bizi de affet...
O’nun hatrına affet...
Zatının hatrına affet....

(DURSUN ALİ ERZİNCANLI)

3 Yorum | Yorum yaz | Bağlantı

sinirliyim bu aralarPazartesi, Nisan 10, 2006

Bazen hakikaten insanın sinirden kafası patlayacak gibi oluyor...

Katılıyor musunuzu...?

3 Yorum | Yorum yaz | Bağlantı

SİGARANIN FAYDASINI GÖRELİMCuma, Nisan 7, 2006

 

 

2 Yorum | Yorum yaz | Bağlantı

55 YILLIK MESCİD-İ AKSA NÖBETİÇarşamba, Nisan 5, 2006

İlhan Bardakçının Kudüs’te yaşadığı bir hatıra ilginç ve bir o kadar da ibret vericidir: Mevki Kudüs.Mekan Mescid ül Aksa ,Tarih 21 Mayıs 1972 Cuma.  Ben ve gazeteci arkadaşım rahmetli Said Terzioğlu, İsrail Dışişleri rehberlerinin yardımı ile bu mübarek makamı dolaşıyoruz..

                Kudüs Kapalı Çarşısı’nda rüzgar gibi dolanan entarili kahvecilerin ellerindeki askılara çarpmadan biraz yürüdünüz mü, önünüze çıkan kapı sizi Mescid ül Aksa’nın önüne  kavuşturur. Miraç mucizesinin soluklandığı ilk Kıble’mize yani…. Hemen oracıkta ilk avlu vardır ki, hala bizim lakabımızla anılır.. “12 bin şamdanlı avlu” derler oraya.. Yavuz Selim 30 Aralık 1517 Salı günü Kudüs’ü devlete katmıştır da, ortalık kararmıştır.. yatsı namazını o avluda kılar. Kendisi ve bütün ordu beraber.. şamdanları yakarlar. Tam 12 bin şamdan…. O isim oradan kalmadır. Sekiz on basamaklı geniş merdiveni adımladınız mı , o mukaddes Mescid’in bağdaş kurduğu ikinci avluya ulaşırsınız..

                Onu o merdivenin başında gördüm.. iki metreye yakın bir boy.. iskeletleşmiş vücudu üzerinde bir garip giysi.. palto?... hayır, kaput , pardösü veya kaftan? ... Değil. Öyle bir şey işte…

                Başındaki kalpak mı , takke mi, fes mi ? hiçbirisi değil. Oraya dimdik dikilmiş. Yüzüne baktım da, ürktüm.. hasadı yeni kaldırılmış kıraç toprak gibi.. yüz binlerce çizgi, kırışık ve kavruk bir deri kalıntısı.

                Yanımda İsrail dışişleri Bakanlığı Daire Başkanı Yusuf var. Bizim eski vatandaşımız. İstanbullu . “kim bu adam?” dedim.

                Lakaydi ile omuz silkti. “bilmem” diye cevap verdi. “ bir meczup işte. Ben bildim bileli, yıllardır burada dururmuş. Çakılı gibi hala duruyor ya.. kimseye bir şey sormaz.kimseye bakmaz, kimseyi görmez.”

 

                Nasıl, neden , niçin hala bilmiyorum.yanına vardım. Türkçe  “selamünaleyküm baba “ dedim. Torbalanmış göz kapaklarının ardında sütrelenmiş  gibi jiletle çizilmişçesine donuk gözlerini araladı.yüzü gerildi. Bana , bizim o canım Anadolu Türkçe’mizle cevap verdi:

-          Aleykümselam oğul….

Donakaldım. Ellerine sarıldım, öptüm öptüm…

-          Kimsin sen , baba? Dedim..

  

Anlattı ki  bende size anlatacağım.ama evvela biliniz. O canım Devlet çökerken biz Kudüs’ü  401 yıl 3 ay 6 günlük bir hakimiyetten sonra bırakırız. Günlerden 9 Aralık 1917 Pazar günüdür..tutmaya imkan yok. Ordu bozulmuş,çekiliyor.. devlet ,zevalin kapısında. İngiliz girinceye kadar geçen zaman içinde yağmalanmasın diye  oraya bir artçı bölük bırakırız. Adet odur ki kenti zapteden galip , asayiş görevi yapan yenik ordu askerlerine esir muamelesi yapmaz..

                Anlattı dedim ya. Gerisini tamamlayayım..

-          Ben dedi , Kudüs’ü kaybettiğimiz gün buraya bırakılan artçı bölüğünden…

Sustu . sonra ,elindeki silahın namlusuna sürdüğü fişekleri ateşler gibi zımbaladı:

-ben o gün buraya bırakılmış20. Kolordu, 36. Tabur, 8. bölük, 11. Ağır Makineli Tüfek Takım Komutanı Onbaşı Hasan’ım….

     Yarabbi . baktım, bir minare şerefesi gibi gergin omuzları üzerindeki başı, öpülesi sancak gibiydi…ellerine bir kez daha uzandım.gürler gibi mırıldandı:

-          Sana bir emanetim var oğul. Nice yıldır saklarım, emaneti yerine teslim eder misin?

-          Elbette dedim..buyur hele..

Konuştu :

-          memlekete döndüğünde yolun tokat sancağına düşerse… Git, burayı bana emanet eden kumandanım Kolağası (yüzbaşı) Musa Efendiyi  bul.. ellerinden benim için öp.. ona de ki…

          Sonra kumandanı olduğu  takımın makinelisi gibi gürledi:

-          Ona de ki, “11. Makineli Takım Komutanı Iğdırlı Onbaşı Hasan, o günden bu yana, bıraktığın yerde nöbetinin başındadır.

Tekmilim tamamdır tamamdır kumandanım. Dedi.” Dersin….

                Öleyazdım.

                Sonra yine dineldi. Taş kesildi. Bir kez daha baktım. Kapalı gözleri ardından dört bin yıllık  peygamber ocağı ordumuzun serhat nöbetçisi gibiydi… ufukları gözlüyordu.. nöbetini başında idi..tam 55 yıl kendisini unutuşumuzdaki nadanlığımıza rağmen devletine KÜSMEMİŞTİ…

 

( BU YAZI ZAMAN DERGİSİNİN EKİ OLAN AİLEM DERGİSİNDEN ALINMIS GERÇEK BİR OLAYDIR.)

 

                Bu yazıyı on kişiye beş kişiye gönderin demiyorum ama ata dediğimiz, bizden önce bu topraklarda yaşayan,55 yıl gözünü bile kırpmadan nöbet tutan bu mübarek insanın, kısa fakat bizlere çok şey anlatan bu hatırasına saygı gösterecek insanlara göndermenizi tavsiye ederim.

 

SON ZAMANLARDA ÜLKEYİ BUNALIMA SOKMAYA ÇALIŞAN İNSANLARA DERS OLUR İNŞALLAH...

KENDİNİZE VE YAŞADIĞINIZ BU ÜLKEYE İYİ DAVRANIN..

yok Yorum | Yorum yaz | Bağlantı

Sayfa : 1 Toplam: 6
Son Sayfa | Sonraki Sayfa
kettlebells
Free Hit Counters
kettlebells